24 Nisan 2018 Salı

1 buçuk yıldır aşırı dozda alerjiğim!

Kendimi yazarken buldum yine ama bu sefer günlüğüme değil bloğuma yazıyorum. Uzun zamandır monolog yaşıyorum. Bu sefer sizlerle paylaşmak istedim. Benim gibi çekenler varsa yalnız olmadıklarını anlasınlar istedim. Ve bu hastalığı hiç bilmeyenler varsa nasıl olabildiğince uzak durabilirler  anlatmak da istedim sizlere.. Yazdıklarım tamamen bir hasta tecrübesidir. Alerjik olduğunuzu düşünüyorsanız baştan söyleyeyim mutlaka bir doktora gidin. Ben ne yazık ki iyi bir doktor bulmakta biraz geciktim.
Gelelim hastalığıma! Beni 18 aydır kimi zaman ağlatan, kimi zaman daha kötüsü olmasın diye şükrettiren, onla yaşamak zorunda olduğumu en sonunda bana kabul ettiren alerjik rinitim! Evet ismi çok uyduruk, evet çoğu insanda mevsimsel ama bilmediğiniz birşey var. Bu hastalık tüm alerjilerin kapısını çıkırt diye açıyor, ve çevredeki hastalıkları da davet ediyor. Mesela bende grip asla 3-5 gün sürmez.  Mesela artık birçok gıdayı tüketemiyorum. Mesela günde 3 dondurma yiyip turp gibi gezen ben artık bir dondurma yiyip saatlerce öksürüyorum. İnşaat altında yürüyemiyor, yanıma parfümlü biri oturunca vebalı görmüş gibi kaçıyor, otellerde klimaların filtrelerini yıkamadan uyuyamıyor, halıflexli ortamlarda birden öksürük krizi geçirebiliyor, tozlu bir arabaya binince insanların beni boğuluyor sanıp ambulans çağıralım mı diye telaşlanmalarına  neden olabiliyorum. Bunların hepsini şu 1 buçuk yılda yaşadım.  Bir ara kimsenin beni anlamadığını, herşeyi abarttığımı düşündüklerini hissettiğim de oldu. Ama abartmıyordum çünkü alerji doktoru bulup testlerimi yaptırmamla kandaki ve deri testindeki sonuçlarım doktorumu bile şaşırtmıştı. Bana artık tek çarenin aşı tedavisi olduğunu ve uzun bir tedaviye başlamam gerektiğini söylemesiyle bir yandan sevinip bir yanda da üzülmüştüm.  Çünkü ilaçlara bağımlı olmak en korktuğum şeydi hayatta. Fakat bedenim beni buna mahkum kılmıştı.
Peki bu hale nasıl geldim? Bir kere şunu söylemeliyim. Uzun zamandır mevsimsel alerjik rinittim. Sadece bahar aylarında etkilenir diğer zamanlar güllük gülistanlık yaşıyordum. Hamileliğimde neredeyse hiçbir sıkıntı yaşamamıştım. Ve mevsimsel alerjimi de uzun zamandır ilaçlara ihtiyaç duymadan hafif bir şekilde atlatıyordum. Sonra 2016 Ekim ayında bir grip oldum. Geçecek gibi olup geçmiyordu. 1 ay olmuştu ve hala geceleri öksürüğüm  uykumu kaçırıyor, sesim gidip geliyor, bedenimdeki kırıklık geçmesine rağmen, inatçı öksürüğüm ve kaşınmalarım bitmiyordu. Yaşadığım şehir Mardin’e asit yağmuru yağmasıyla ben iflahı olmaz bir hastalığa merhaba demiştim. 5 aydır Mardin’e yağmur yağmamış, Suriye savaşının bütün tozu rüzgarla Mardin’e yığılmış ve en son iğrenç bir asit yağmuru 5 aydır kupkuru kalmış şehre saatlerce yağmıştı. Derken ben göğüs doktorları, kulak burun boğazcıların kapılarını 10 günde bir çalmaya başlamıştım. Bu bir buçuk yılda piyasadaki çoğu alerji hapını içmiş, neredeyse bütün burun spreylerini kullanmış, gereksiz bir dolu antibiyotiği  yutmuş, bitki ve ot karışımlarının çoğunu da denemiştim. Ne yazık ki hastalığım o kadar ilerlemişti ki bana çok iyi gelen keçiboynuzu pekmezi banamısın demiyor, alerji hapları hiçbir işime yaramıyordu. Ben tozlu diye sokağa çıkmak bile istemiyordum. Şimdi instagramdan beni takip edenler “ Aa Nihan devamlı Mardin sokaklarında geziyorsun” diyecek olabilirler. Ama onlar sadece fotoğraflarda gözükenler arkadaşlar. Çok zor günler geçirdim ne yazık ki. Eve gelip gezdiğime gezeceğime çok pişman olduğum oldu. Bu süre zarfında dil damak kaşıntısından 3-4 kere acillik oldum. Öyle bir kaşıntı ki o sırada delirebilirsiniz. Hep diyorum ismi uyduruk ama kendisi inim inim inleten canım hastalığım! Yine bu bir buçuk yılda göğüs filmleri hatta tomografiler, sayısız nefes testi yaptırıldım. Allah’a şükürler olsun ki göğsüm temizdi. Ama bağışıklık sistemim doğada var olan birçok şeyi düşman kabul ediyor ve ağızla veya solunum yoluyla aldığım vakit onu vücuttan atmak için beni insanlıktan çıkarıyordu. Öksürük nöbetleri, kaşıntılar, egzamalar birbiri ardına geliyor ve ben neredeyse hergün hastalık çekiyordum.
Size tavsiyem saçma sapan sizi rahatsız eden öksürükleriniz, hapşuruklarınız varsa lütfen doktora gidin ve alerji testi yaptırın. Alerjenlerden kaçın. Doktorunuzun tavsiyelerini geçiştirmeyin.. Sonra ilerliyor ne yazık ki. Çok fazla antibiyotik kullanmaktan kaçının. Çünkü bu hastalık bağırsaklarla da çok yakından ilgili. Antibiyotikler bağırsak florasını mahvediyor, iyi bakterileri öldürüyor ve o iyi bakteriler alerjenlerle savaşan en önemli savaşçılarımız. Bol probiyotik alın, doğal veya dışardan. Sebze yiyin, şekerli gıdalardan ne kadar kaçıyorsanız da kar. Çünkü şeker de bağırsaklara hiç iyi gelmiyor ne yazık ki. Bunlar dediğim gibi hasta tecrübeleri, mutlaka doktorunuza danışın.
Şimdi gelelim ben şuanda nasılım. Ne yazık ki ilkbaharla birlikte benim biraz olsun uyuyan hastalığım tekrar hortladı. Doktorum 6 Aydan evvel aşılarımın faydasının olmayacağını söyledi. Benim 5 ay oldu...Allah Kerim. Doktoruma güveniyorum. Alerjilerimin hafifleyeceğine inanmak istiyorum...Bu yazdıklarım bir alerjik bünyenin çektikleri...Bizi anlamaya çalışın. Parfümünüze laf söylüyor, tozlu diye bir mekandan oturmadan kalkıyorsak gudubetliğimizden değil hastalığımızdan... Sağlıcakla kalın.

10 Eylül 2017 Pazar

3 V'ler: Viyana&Valencia&Verona




Uzuunnn bir aradan sonra tekrar yazıyorum. Dayanamadım da yazıyorum diyebiliriz. Çünkü bu üç şehri biz unutamıyoruz❤ Hayır hepsi V ile başladığı için değil, sonları kafiyeli olduğu için de değil, sebep basit: bu üçünü de keşfederken ne yorulduk ne gücendik. Gezdiğimiz yerlerden fazlasıyla keyif aldık ve mutlu ayrıldık. Çok büyük olmayan bu şehirleri yürüyerek rahatça keşfettik😊 Verona ve Viyana'da oğlumuz Gökalp ileydik. Valencia'da ise çocuksuzduk. Fakat hemen belirteyim üçü de "kap bebeni gez" şehirleri. İngilizce "baby friendly" diyorlar da benim Türkçe tarifim budur😊 Üç şehir de sizi yormuyor, pusetler için rampalar, geniş düzgün kaldırımlar ve güler yüzlü, yardımsever insanlar var. Üçü de huzur dolu, romantik ve bence "aile" şehirleri. Şimdi sıra geldi hangi şehrin nesine vuruldum yazmaya...Kronolojik yazacağım zira beğeni sırasına koyamıyorum😊

Viyana

İlk olarak Viyana... Oğlumuz Gökalp 7 aylıkken gittik. Sene 2014 Kasım. İlk yurtdışı deneyimimiz ve bizde hep özel kalacak bir şehir burası. 4 tarafı mazinin ihtişamı, tarihi yapılar, kalemle çizilmiş gibi estetik bir ruh...Şehirde sıkılanlar, beğenmeyenler oluyormuş. Tamam sıkılabilirsiniz de beğenmemek nedir ya🙄Senelerdir en yaşanabilir şehirler listesinde ilk onda, bu sene de birinci kendisi. Bu güzelim şehre haksızlık etmeyelim lütfen, çünkü kendisi naif, içine kapanık ama kuğu gibi asil ve ince ruhlu🌺 Öyle ben gece eller havaya yapıcam diyorsanız gelmeyin zaten ama ben ailemle huzur dolu  gezeyim, bir kaç müze gezip kültürümü arttırayım, iyi bir kaz yiyeyim, şöyle bir "Avrupa medeniyeti" göreyim de biraz vizyonum genişlesin diyorsanız ilk kapınız bence Viyana! Gezdiğim Avrupa şehirleri içinde en saygılı, ve kafamdaki "Avrupalı"ya birebir uyan insanları ben burda tanıdım. Yerlerde sıfır çöp, pusetlilere hemen ve nazikçe yardım eli uzatma, tertemiz tramvaylar, yan masada litrelerce içip pusetteki çocuğunuzu asla uyandırmayacak nezaketteki  insanlar burda mevcut... Yani öyle iç iç dağıt, kah kah gül de etrafa rahatsızlık ver kafası yok burda. Evet soğuklar, bizdeki sıcakkanlılığın s'si yok. Bir de kadınlar da öyle Ruslar gibi bir içim su da değil. Yani ben gideceğim ülkede buna da bakıyorum😂 Biz Türk kadınları beş çekeriz şekerim Avusturyalılara🙃 Gönül rahatlığıyla gidin diye söylüyorum😂 Neyse işin esprisi bir yana Figmüller de şinitzel, patates salatası yiyin, gidin üstüne Demel'de tatlıları götürün. Yok beğenmediyseniz Cafe Sacher de Melange için😊 Öyle midem bayram etsin diye gidebileceğiniz bir şehir değil onu da belirteyim. Yani en ünlü yemekleri şinitzel ordan hesap edin. Bizde misafirin önüne  şinitzel koy bir daha evinize gelmez🙄. Opera binası, Hofburg ve Schönbrunn saraylarını görmeden gelmeyin. Schonbrunn tek Türkçe sesli klavyesi olan müzesi buarada.( Sene 2014 de öyleydi)  İngilizce'den çok çakmıyorum, adam akıllı anlayarak gezeyim diyorsanız sadece bu sarayı eni konu gezseniz yeter diye düşünüyorum. Biz ilk yurtdışı seyatimiz diye önümüze çıkan her müzeye girdik neredeyse, siz girmeyin. Hem vakit hem para kaybı... Ama tabi benim gibi müzeci bir kocanız varsa çok da kaçamıyorsunuz.  Schönbrunn, Hofburg, Belvedere Saray'ları, Opera binası ve mükemmel bir ev olan Hundertwasser Crawina House bence gezilecek en rafine ve tatmin edici yerleri. Şehrin her yeri tarihi, öyle zibil gibi avm falan da yok. Tarihi doku asla bozulmamış ve gerçekten gidince bana hak vereceksiniz. Huzur dolu bir yer burası. Parklarda bebeğinizle gezin, şehri yürüyerek keşfedin, giyimi kuşamı, hali tavrıyla asalet simgesi, sanki her an operaya gidecekmiş gibi dolanan o teyzelere bakın benim yerime de🙋 Şimdi fotoğraflara göz atabilirsiniz. Fotoğraf kalitesi biraz düşük olacak, profesyonel makina ve iPhone yoktu bizde o zamanlar. O yüzden kusura bakmayın şimdiden.

Göko babasının kucağında yeni uyanmış:)








                           
















Hundertwasser evi kesinlikle görülmeli










                                              Opera binası dışardan sevgilimle💕                                      


                                                                                                           

Opera binası                                                                              


                                                                                   











Çok fazla saray gezdik. Hangisinin içindeyiz bilemedim😶























Cafe Sacher ünlü pastanelerinden biri...






































Göko babasıyla kahve içmeye gelmiş😅













Özgürce her yerde emzirdim hem de gayet usturuplu😊
















Demel Pastanesi çok çok ünlü



Demel'deki nefis tatlılar





















































































Graben'da Gökoyla💕














                   
















Ünlü şinitzel restoranı Figmüller
















































Alttaki fotoğraflar ünlü bit pazarı Naschmark'da çekildi. O rengarenk şeyi neden denedim bilmiyorum😅




















Swarovski'nin merkezi Viyana. Uğramalısınız! Fiyatlar Türkiye'ye göre uygun. Dönerken tax free olduğu için para iadesi alıyorsunuz.Havalimanlarında bu işle ilgilenen ofisler mevcut. Böylece fiyatlar daha uyguna geliyor.













































Bye Viyana💗

Valencia

Şimdi gelelim Valencia'ya! Bu şehir benim yemeklerini en sevdiğim Avrupa ülkesi olabilir. Eğer zeytinyağı, deniz mahsulü ve domates seven taraftaysanız bu şehrin hastası olacaksınız! Hani Viyana'ya mideniz bayram etsin diye gidilecek yer değil demiştim ya işte buraya mideniz bayram etsin diye gidin efendim😊 Viyana'ya tarihi koklamaya buraya da yemek koklamaya giderim ben. Tabi kokladıktan sonra dayanamayıp mideye gömüyoruz! Biz Ocak ayında gittik ve hava gayet iyiydi. Üstünüze bir deri ceketle gayet kotarabileceğiniz bir şehir. Burada açık ara önereceğim restoran Puerta Del Mar! Deniz mahsullü paiyasına biteceksiniz! Paiya ne diye sorarsanız bir çeşit safranlı pilav diyebilirim. Ama ben bayıldım bu İspanyol yemeğine! Puerta Del Mar'da hakkını vermiş hani. Başlangıç ahtapot salatası, devamı deniz mahsullü payita sonra da yogurtlu çilekli cheescake benim favorim. Ve bu menü 17 Euroydu🙋 Bu kadar kaliteli deniz ürününü Tr'de bu fiyata yiyebileceğinizi pek zannetmiyorum. Yiyen varsa lütfen mesaj atsın çünkü malum Mardin'den İstanbul tarafındaki restoranları takip şansım pek iyi değil. Portakal ağaçlarıyla süslü bu elit şehirde bir otelde kaldık ki o da şuana kadar kaldığımız oteller arasında en iyisiydi. Hotel Boutique İnglesia! Fiyatlar butik otellere göre gayet iyi ve tertemiz. Valencia'da krem karalan tatlısını Secreto'da yedik. Ben bayıldım. Ve burda Mango ve Zararının outletlerine girmezseniz ayıp edersiniz. Ucuz, ve özellikle Zara'da indirimde Türkiye'de hemen biten bir kaç şeyi burda yakaladım. Son olarak bir flamenko gecesine gittik ki zirvede bıraktık resmen🙋 Mekanın adı Tablao Flamenco La Buleria! Yemekli menü eşliğinde olan bu Flamenko gecesine kesinlikle katılın derim. Hırs, aşk, tutku ve öfkeyle yoğrulmuş bir dans...Biz çocuksuz gittiğimizden tadı ayrı çıktı. Ama çocuklu da gelen bir çift vardı ve çocuk 2-3 yaşlarındaydı. Onlar da eğlendiler. Bu arada olayın en önemli kısmına geleyim Valencia'ya nasıl gittik. Biz Barselona'dan trenle geçtik. Sanırım 2 buçuk saat sürdü. Konforlu ve hızlı trenlerle ulaşım oldukça makul tabi önceden almanız lazım biletleri. Bu işlerle eşim ilgileniyor, internetten hallediyor. Biletlerin çıktısını alırsanız ekstra dolaşmadan hemen trene binebilirsiniz. Bu şehirde 2 tam gün kaldık. Ama şimdiki kafamız olsa 4 geceyi gözden çıkarırdık. Çünkü bu şehir çok güzel! Flamenko gecesine gitmeden  asla dönmeyin. Çünkü bence  İspanya Flamenkodur. O kadar beğendik anlayacağınız. Bizim gibi doğu toplumları bu dansta kesinlikle kendini bulur. Geceye biraz şık gitmenizi öneririm. Ben kalem pırıltılı bir elbise almıştım yanıma iyi ki de almışım. Çünkü insanlar da alalade gelmiyorlar bu geceye.

                                              Valencia'nın portakal kokulu sokaklarında geziyoruz...
                                                   







 Boğa güreşlerinin yapıldığı arena aşağıda... Barselona'da boğa güreşleri yapılması yasak ama Valencia da serbest. İçerdeki müzeyi bu bir vahşet diye söylene söylene gezdim. Bence bu bir eğlence olamaz.
 
                                                Valencia'ya Ocak'ta gittik ama 15 derecede bir ilkbahar havası yaşadık.
























                Flamenko gecemiz de menümüzde harikaydı. Domuz yemekten son anda yırttık😅
 





         








Keşfimiz deniz restoranı Puerta del Mar👍




                                                          Tekrar gelicez Valencia💓💓💓




Verona

Şimdi de son olarak Verona'ya! Seyahatimizi Mart 2017'de 3 yaşındaki oğlumuzla gerçekleştirdik. Bu şehir içinden akan nehriyle, kuş bakışı romantik silüetiyle İtalya'da gezilmeyi oldukça hakeden şehirlerden biri. Benim burada en beğendiğim meydanlardan biri Piazza delle Erbe. İçinde alışveriş yapabileceğiniz bir pazar, ve gerçekten harika bir Michelin yıldızlı restoran var. İsmi Ristorante Maffei! Çok leziz ve gerçekten gurme lezzetler tadabileceğiniz bir yer burası. Biz burada güzel bir risotto, nefis bir ahtapot salatası ve tatlı kremalı bir ravioli yedik. Ben daha önce risotto yediğimden damak tadım alışıktı fakat eşim risottoyu sevemedi. Favorimiz ise açık ara Ahtapot salatası.. En son da mükemmel bir tramisu yedik ve bu restoranı size rahatlıkla tavsiye edebiliriz. Evet ucuz değil, evet porsiyonlar küçük ama biz bunu hakettik :) Siz de kendinize bir güzellik yapabilirsiniz. Ama şunu belirteyim ben kebapçıyım diyen biriyseniz burda oturun pizza yiyin. Riske girmeyin. Fakat bizim gibi her gittiği yerin kendine has yemeklerini yemeden dönmemeyi düstur edinmiş meraklı ve risk seven insanlarsanız buyrun efendim :) Uğramadan dönmeyin. Size tavsiye edebileceğim diğer bir restoran Caffe Colloniale. Burda fiyatlar uygun. Ama uygun dediysem Türkiye gibi düşünmeyin. Tabi ki herşey Türkiye'den pahalı. Herşeyi TL'ye çevirirseniz yüreğinize inebilir 😏.  Cafeye döneyim ben. Burda enfes bir nutellalı tramisu yedik. Zaten bu cafenin de en ünlü lezzeti buymuş. Yediğimiz makarna, pizza falan lezzetliydi ama bu tramisu harika! Bir tane daha yiyecektim de Mustafa durdurdu. Beni düşünen bir kocam var sağolsun 😅 Verona'ya  2 geceliğine gittik. Gökalp'in 3 yaş doğum günü için ona da bize de bir sürpriz ayarladık. Çekirdekten gezgin yetiştiriyoruz. Viyana'ya 7 aylık giden Göko arada  Rusya'ya gidip, İtalya'ya 3. Yurtdışı ülkesini seyahat etmek üzere geldi. Bizi hiç üzmedi, çok eğlendi. En sevdiğim şey de acıkınca hemen köşe başında pizza satan dükkanlardan pizza alıp eline bir dilim tutuşturmaktı. Viyana'ya yoğurdumu mayalayıp giden anaç biri olarak 3 yılda baya evrilmişim evet😅 Biz bu şehre Bologna'dan trenle geldik. Hızlı trenlerle ulaşım 1 saat kadar sürüyor ve konforlu. Biletleri önceden internetten alıp çıktısını almayı yine unutmayın. Burda değişik bir tren vari bir otobüsle panoramik şehir turu yaptık. Göko mutluluktan uçtu biz de çok sevdik. Bebek arabamız hala bizim en çok kullandığımız şey. Baston bebek arabası hayat kurtarır onu da belirteyim. Çünkü Göko bizimle günde 10km yürüyemez ve öğle uykusunu yurtdışında bile yapan bir çocuk😊 Çocukla seyahat bizi bu sefer hiç zorlamadı. Çocuk büyüdükçe çilesi de büyür lafı yalan. 7 aylık ne istediği belli olmayan bir bebekle 3 yaşında bilinçli bir çocuk arasında dağlar kadar fark var. Bir kere çocuk uyuyor yani. O yüzden siz kimseyi dinlemeyin. Eğer ekip arkadaşınız ki bu kocanız oluyor sizin maddi manevi yanınızdaysa kalkın gidin sizi kimse tutamaz😅 Gelelim tekrar Verona'ya... Verona da çok ünlü bir arena var. Zaten şehirde sanki bu arenanın etrafına kurulmuş gibi. Arena'nın oldugu yerde restoranlar, mağazalar ve yeşil bir alan sizi bekliyor olacak. Biz burda çok vakit geçirdik ve panoramik şehir turuna da buraya yürüme mesafesinde olan bir yerden başladık. Zaten göreceksiniz. Bu turu kesinlikle öneriyoruz.  Çünkü çabasız bir şekilde ve yavaş yavaş şehrin genel atmosferini solumuş oluyorsunuz. Juliet'in evi de en çok turist çeken yerlerden biri. Ben aman aman bayılmadım . Göko orda baya huzursuzluk çıkardığından anlamamış da olabilirim. Juliet'le fotoğraf çekilmeden dönenleri dövdükleri için fotoğraf sırasına girdik. Herkesin ısrarla tuttuğu memesinden değil de daha usturuplu bir azasından tutup çekildik😀 2.gün çok yağmur yağdındna arenanın etrafında bulunan restoranlardan birine sığındık ve tam 4 saat oturduk. Çünkü Göko burada kendine Litvanyalı bir dost edindi biz de rahatca yemeğimizi yedik ve kahvemizi yudumladık 😅...

Tepeden Verona! Mustafa, ben ve Göko uyurken gitmiş. Baktı bizde iş yok tabi o da haklı😏







Erbe meydanında hem alışveriş dükkanları hem de keyifli restoranlar bulabilirsiniz. Michelin yıdızlı restoranımızda da bu meydana çok yakın...



    Alışveriş yapmak en temel gezme nedenlerimden biridir😈






















Michelin yıldızlı restoranımızda yediğimiz yemekler




Arena'ya çok yakın, kuşlarla dolu bir park
Arena önü

Bir moda blogerıymışçasına gezdiğim Verona




                                                           Juliet'in evinden kareler...







Caffe Colloniale de o meşhur nutellalı tramisu💘




































Arenadayım
Çok eğlenceli panoramik şehir turumuz


































                                                           Gökalp'in Litvanyalı kankası💙



Yazımı burada noktalıyorum. Ben bir blogger değilim ama siz benim daha çok yazmamı istiyorsanız lütfen yazımın altına mesaj bırakın. Böylece okunup sevildiğimi hissedip gaza gelir, 5 ayda değil de 2 ayda yazı yazabilirim😂 Monolog takılmayı hiç sevmiyorum çünkü😅 Vaktinizi ayırıp bizimle anılarımızı paylaştığınız için çok teşekkür ederim. Ayrıntılı bir Paris yazım da var ona da göz atabilirsiniz. Mardin'den sevgiler...